<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="WordPress/2.7.1" -->
<rss version="0.92">
<channel>
	<title>Şiir, Siyaset ve Düşün</title>
	<link>http://www.hilalkaraaydin.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Jan 2010 21:15:34 +0000</lastBuildDate>
	<docs>http://backend.userland.com/rss092</docs>
	<language>en</language>
	
	<item>
		<title>Varsayarak Bir Şeyler Yapalım</title>
		<description>Hayatın daha güzel olduğunu varsayalım
tahlillere girmeden, eğip bükmeden.
arayıp bulalım elem, keder, hüzün neymiş.
hevesle koşalım, tabii olacaksa içinizde birileri,
"ben buldum, gelin bende arayın" diyen.

sersefil gömleklerden, yırtılmış pantolonlara
leningrad'dan yazılan özgürlük şiirlerine
ve dahası yazılacak destanlara
oturup hüzünlenelim mi?

Hayatımın arta kalanında
birkaç ufak yalnızlık, birkaç büyük sevgi
birkaç ömür dokuyacağım.




Ocak 2010/ İzmir </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2010/01/22/varsayarak-bir-seyler-yapalim/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Zamanla</title>
		<description>Sessiz, sakin ve huzur dolu günlerdi;
gözlerinden süzülen parıltılar,
akşamları bir hüzün tünerdi;
baykuş gibi belleğimde hatıralar.

Ruhundan bir kıl çekilmiş gibi;
sahilde lambalar sönerdi,
kırılış anı gibi bir vazonun;

ellerin,
ellerimde dinerdi.

Ocak 2010/ Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2010/01/15/zamanla/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Çay</title>
		<description>

 
Bir bardak çay,
bir de küflü bir grissini... </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2010/01/03/cay/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Bir Kadın</title>
		<description>

-denizin sükuneti içinde

yalılardan yükselen ud sesleri-

 

Bir kadın;

şalını boynuna dolar,

feracesinin içinde

yüzer gibi gelirdi.

 

Saçları bukleli,

gözlerine uzanır,

dudakları deniz gibiydi.

 

Aralık 2009, Ankara

Resim: Nilgün Altan </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/12/22/bir-kadin/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Gel</title>
		<description>İnsanlar bilmemkaçıncı uykularındayken gel. </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/12/20/gel/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Savrulmak -oradan oraya-</title>
		<description>-Sessiz, sedasız bir geliş-gidişti bu. -

 </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/11/15/savrulmak-oradan-oraya/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Hatırlanan Akşamlar</title>
		<description>Orada duruyor işte,
tokan, cımbızın, tarağın.
Kayboldu gitti yastığımda saçların.

Evimizden kalan;
son kullanılmış sabunda kokunu arandım,
son anlamlı kelimeleri buldum kitaplıkta,
seslerden kalan.

Kibritler yaktım, mumlar, lambalar.
Hatırlayabilmek içindi bütün anılar.

04.11.2009/ Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/11/13/hatirlanan-aksamlar/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Susarken</title>
		<description>kim bilir
ne hayaller kurulmuştur
sahiplendiğim bu yastıkta,
yalnız bir adamın arsız düşünceleri,
penceremin baktığı bu sokakta,
bu masada,
bu kalemde,
bu zamanda,
bu ramazanda...

25.08.2009/ Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/11/04/susarken/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Anlamlandırma Çalışması</title>
		<description>






 


Günlerin nereye gideceğini bilmiyorum, ne yazık ki. (Hepimiz gibi.)

Misal; şu kelimeleri sıralamaya başlamadan önce kaplamaya başladığım kitabın, ertesi sabahı tarafımca kaplanmış görebileceğinin bir teminatı yok.

Tesadüfler zincirinin/ zincirlerinin nasıl da karışmadan ve birbirinin yolunu tıkamadan yeni halkalarla çoğaldığını, gün geçtikçe ve hayat sanki bir insanmış ve biz içinde yaşayan mikroorganizmalarmışız gibi ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/10/28/anlamlandirma-calismasi/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Yaşanmışlık</title>
		<description>

Bırak, öylece kalsın hayat bittiği yerde...




Bulaşıklıkta tabaklar,

askıda elbiseler,

sehpada ağzına kadar dolu kül tablası

ve kuruduktan sonra yere düşmüş gayrimeşru karanfil,

bırak yerde kalsın...




Onüç Günün Mektupları'nı okudum sana geçen gece, çok severdin. Koltukaltımdan yükselen sızı yine canımı yaktı, olsaydın "Bir doktora ne zaman görüneceksin?" derdin. Bıraktım okumayı, sana baktım pencereden, bir sigarayla seni ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/05/22/yasanmislik/</link>
			</item>
	<item>
		<title>İsimsiz&#8217;dir</title>
		<description> 
-Şairler kervanında, heybesini sırtından düşürmeden yıllardır yürüyen bir dostumun şiiridir. -




Ağır bir şilep geçer
Yalnızlığımın orta limanından,

Bir sızı kalır
3'e 5 kala

Nöbet çetelesinde soluklanır
Uykusuzluğum

Kocaman çığlıklar olur,

Yırtar gökyüzünü

Dumanı üzerinde bir denizden

Yeni ve bir o kadar eskilerden çıkar
Boşvermişliğin softa başkaldırısı

Ve sahip olamadığım
Hayatın

Şiir dinletisinden ötelenmiş
Senli ibareleri...

Ağır bir şilebin dümensuyunda
Kaybolur

Bir sızı kalır

3'e 5 kala

3'ü 5 geçe...

13mayıs09/ ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/05/18/isimsizdir/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Ah neden gittin?</title>
		<description>

Cumartesi günüydü, 11 Nisan 2009, saat öğlen oniki civarı, gelen telefon ve çocukluğumda Eskişehir'deki tatillerimde geçirdiğim güzel günlerin hüzne boğulmasıyla anlamsızlaşan hayati heyecanlar geride kaldı..

Bir bahar sabahı, güzel bir gün ve yiten dağ gibi bir can, güzel bir yüz, güzel bir ruh... Babamın sesi titriyordu telefonda; "Halan vefat etti oğlum." ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/13/ah-neden-gittin/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Güzel Havalar</title>
		<description>Beni bu güzel havalar mahvetti,
böyle havada istifa ettim
evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
böyle havada aşık oldum;
eve ekmekle tuz götürmeyi
böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti..

Orhan Veli KANIK

Aynen Üstadım, aynen... </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/09/guzel-havalar/</link>
			</item>
	<item>
		<title>And The Day That Never Comes</title>
		<description> </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/08/and-the-day-that-never-comes/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Dost Meclisi</title>
		<description>-Geceleri ağlayana...-

Gecenin denizinden çıkıp gelen şairler
oturdular yanıma, konuştular derin derin
sarıldılar boynuma,

"Teselliler sizin olsun efendiler buyrun gelin hatrıma,
sizden ricam şudur ki; dokunmayın dostuma."

Ağlamış ama güzel göz durulmaz bu fırtına,
sesin sesine değmişse
düşülmez mi ardına?

Nisan 2009, Ankara

(İyilerin ağlamaları, mutlak mutlulukla sona ermeli.) </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/08/dost-meclisi/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Ankara&#8217; da Yağmurlu Bir Gün</title>
		<description>Bugün Ankara çok güzeldi.

Gün ne kadar kötü başlasa da benim için, oldukça güzel devam etti. Öğlen hafif hafif yağmaya başlayan yağmur, akşama doğru iyice hızlandı ve şehir bulutlarla kaplandı. Ankara' nın en çok bu melankolik havasını, bir de sonbahar-kış arasındaki git-gellerle dolu havasını seviyorum.








Saat 20:00 olmak üzereyken yazıyorum bu yazıyı ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/07/ankara-da-yagmurlu-bir-gun/</link>
			</item>
	<item>
		<title>İzmir</title>
		<description>
Bu fotoğrafı 2 Nisan 2007 tarihinde çekmiştim. İzmir'i ne zaman özlesem açar bakarım. :] İzmir çok derin bir şehir, orada geçirilen yıllar varsa, ya da aylar -kimilerine günler bile yeter- o günlere dönmek ilerideki planlar arasına yerleştirilmiş demektir. İlkbaharda, Nisan ayında bilhassa, gündüzleri kavurmayan güneş, akşamları hafif esintisiyle İnciraltı Sahil ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/06/izmir/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Benim Sokağım</title>
		<description>Sol yanağındaki çukur daha mı derin? Yoksa beni mi kandırıyorsun?

Sakın yapma!..

Zaye'm..



Akşamüstü dinginliğinde bakılırdı pencerelerden. Usulca belirirdi tek tek meraklı gözler. Benim sokağımda otururdu kadınlar kapı önlerinde, ve de çocuklar yakartop oynarlardı.

Benim sokağımda ne ağlardı ne de kavga ederdi mercan gözlü kürt çocukları, yalnızca haklarını ararlardı. Benim sokağımda sis vardı, kömür ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/05/benim-sokagim/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Baharım Ol</title>
		<description>Devrilse yanan kandil,
perdemin yerlerde sürünen
eteğine

Yaprakların arasından
çıt kırıldım serçeler
konsa pencereme

Menekşe ve sümbüllerin
iç gıcıklayan kokusuna bürünse
bahar

ve

ellerin
gözlerimde olsa,
kapatsa da güneşimi.

Nisan 2009, Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/05/baharim-ol/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Parasız, Eşit ve Adil Eğitim Hakkı</title>
		<description>Bir ülkenin can damarı, eğitim yuvaları, ilköğretiminden, üniversitesine, bu kadar acınacak haldeyse, elbette düşünülmesi, üzerinde kafaların yorulması mecburidir.
Hiçbir şekilde verim alınamayan eğitim sistemimiz, çökme noktasında yıllardır sayıp durmaktadır. Her ilde birkaç  ilköğretim okulu, lise, birkaç vakıf ve devlet üniversitesi dışında, ne eğitim ne de bilim adına bir şeyler yapılmaktadır. ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/04/parasiz-esit-ve-adil-egitim-hakki/</link>
			</item>
	<item>
		<title>İkaz</title>
		<description>İkaz lambası gibi
yanıp sönerken
sehpamdaki kalın mum,

yaşıyordum
olabildiğince hızlı
ve kaygılı,

korkularım vardı,
keza umutlarımla ardışık,

ömrümün sonuna üç-beş sevda yaklaşık..

Mart 2009, Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/03/ikaz/</link>
			</item>
	<item>
		<title>-De&#8217;li Geçmiş Zaman</title>
		<description>Susmalarda yitirilen,
ufak dudak paylarıydı
kadehlerde,
terk edilenler çekilmişti köşelerine
köy istasyonu sessizliğinde..

Hikaye anlatır gibi,
ninni söyler gibi,
tatlı ve dingindi sesler
sözlerde,
masumdu bakışlar
kahverengi gözlerde..

Uçurtmaların dahi keşfedemediği
maviliklerde,
özgürlük düşlüyordum kapkara gecelerde,
anlatamadığım hüzünler
dile geldi hecelerde...

Mart 2009,  Ankara </description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/02/deli-gecmis-zaman/</link>
			</item>
	<item>
		<title>Merhaba!</title>
		<description>
Uzunca yıllar çeşitli blog sistemlerinde, aynı isimle elektronik günlük tutuyordum. Şiirler, yazılar, kimi zaman resimler ve fotoğraflar ekleyerek içimden geçenleri paylaşıyordum. Bir süre önce "Artık bir alan adı alıp herhangi bir sisteme bağlı olmadan yazmalıyım, paylaşmalıyım." dedim ve kısa süre içerisinde de bunu hayata geçirdim. İlk yazıların genel havası, "Merhaba ...</description>
		<link>http://www.hilalkaraaydin.net/index.php/2009/04/02/merhaba/</link>
			</item>
</channel>
</rss>
