Ah neden gittin?
13 04 2009
Cumartesi günüydü, 11 Nisan 2009, saat öğlen oniki civarı, gelen telefon ve çocukluğumda Eskişehir’deki tatillerimde geçirdiğim güzel günlerin hüzne boğulmasıyla anlamsızlaşan hayati heyecanlar geride kaldı..
Bir bahar sabahı, güzel bir gün ve yiten dağ gibi bir can, güzel bir yüz, güzel bir ruh… Babamın sesi titriyordu telefonda; “Halan vefat etti oğlum.” diyebildi, “Tamam baba.” diyebildim duraksamalardan sonra, titreyerek. Onun bir daha olmayacağını düşündüm önce, bir daha “Hilalım” diye ünleyemeyecekti beni, bir daha ziyarete gittiğimde, ayrılırken “Gitmeyeydiniz ya Hilalım” diyemeyeceğini düşündüm. İşten izin aldım, doğru terminale gittim, Eskişehir’e vardığımda akşam 5′ti saat, güneş o kadar güzel fakat ruhuma o kadar üzüntü dolduruyordu ki, “Bir bahar sabahı gittin, bıraktın Halam” diyordum eve gidene kadar, “boşluk bıraktın, yarım bıraktın işlerini, dertlerin öksüz kaldı Halam.” … İçimde tarifi zor bir burukluk, acı ve özlem vardı, geri gelmeyeceğini bildiğim için. Babaannem öldüğünde de aynı hüznü yaşamıştım…
Babamlar geldi akşam, 5-10 dk oturup çıktık, halamın ömrünün geçtiği o sokağa, o eve yürüdük, her karışında bir keder, bir acı nöbet tutuyordu o gece, geceler artık halamsız olacak, halama artık hep gece olacaktı, kabullenmesi çok zordu, çok zordu bu acı, dayanması çok zordu… Evden içeri girdim, büyük halam -ki hayatımda ilk defa gördüm- sarıldı boynuma; “Hani halan nerde Hilal, halanız nerede Hilal, gitti halanız Hilal, bıraktı gitti gardeş, gardeş gitti gardeş…” cümlelerini defalarca tekrar etti, gözlerine baktım, yüzüne baktım, babaanneme benziyordu, “Halam olmalısın.” dedim, “Evet” dedi “Zehra Halanım.“. Sonra halamın büyük kızı sarıldı boynuma, “Halan gitti Hilal, bıraktı gitti bizi, yok artık Halan.” dedi, birkaç dakika ağladı boynumda, aldılar kollarımdan, yok gibiydi, bitkindi, çaresizdi. Diğer kuzenlerimle de kucaklaştık, yeğenlerimle kucaklaştık, babam girdi arkadan, annem girdi, evden ağıtlar yankılanıyordu mahalleye, karanlıkta içimde bir şeyler koptu gitti, gözlerim halamın fotoğrafını aradı her zamanki yerinde ama kendisi gibi fotoğrafı da yoktu, olmayacaktı…
Gecenin geç vaktinde eve gittik yürüyerek, suskun ve biçareydik, giden gitmişti, evet Halam artık gitmişti… Yarı uyur yarı uyanık geceyi geçirdik, sabah erkenden kalkıp Cem Evi’ne doğru yola koyulduk, yolda sela verildi, Halam’ın öldüğünü duyuruyorlardı 50 metre sol tarafımızda, durduk, dinledik, gözlerimizi yere düşürdük ve devam ettik… Getirdiler halamı bir minibüsle morgdan, indirdik, gasilhaneye götürdük, yüzünü açtılar, gördük, feryatlar, ağıtlar katlandı, gözyaşlarıyla yıkadık halamı, gözyaşlarımızla yıkadık onu… O artık yoktu. Ölü gibi değildi yüzü, can doluydu, nur doluydu, gözlerini açsa gülümserdi, ama o artık yoktu… Çıkardık dışarı babamı, büyük halam ve amcamla beraber oturttuk koltuklara, üçü de ağlıyor, üçü de muhasebe yapıyorlardı; “Derdinden öldü, cefakar, fedakar gardeş…“, “Gardeeş gardeeeş, bıraktın gittin gardeş, kalk da ben yatayım gardeeeş…“… Büyük halam gasil taşında halamın yanına uzanmak istedi, izin vermediler, bir bağrına vurdu, bir duvarlara vurdu, bir halamı öptü, cansız bedenini, solgun yüzünü… Evet, o artık yoktu, olmayacaktı… Üç defa girip çıktım gasilhaneye, üç defa gördüm yüzünü, dokundum, ağladım, üç defa umut ettim “Halam, açsan ya gözlerini…“, açmadı, duymadı. Yıkandı, yıkadılar, tabuta koyduk battaniyeye sarılı bedenini, karanlıktan da çok korkardı, ama sıkı sıkı sarılmış bedenini koyduk sıra sıra tahtaların içine. O artık biraz daha yoktu, biraz daha kesildi umudum. Bir süre sonra cenaze arabası geldi, arkasına koyduk ve mezarlığa götürdü, arkasından bir arabayla biz de gittik, hocayı bekledik 2 saate yakın mezarlıkta, sıcakta bekledi halamın cansız yüzü, gözü, kalbi… Geldi hoca, cenaze namazını kıldık, iki karış yere sığdı halam, karanlığın mabedine bıraktık halamı, üstüne toprak attık, kapattık… O artık hiç yoktu, hiç olmayacaktı… Kalbimize dokunan sesi, hatıraları kaldı, fotoğrafları kaldı, kendi gitti, bizleri yalnız bıraktı. Korkuyordun hala, karanlıktan korkuyordun, neden gittin? Çok erkendi halam, çok erkendi…
Vah Halam vah…
Derdi büyük, gönlü büyük cefakar Halam, çok erken oldu, böyle bırakmayacaktın bizi…






:(..
Lordum,, başınsağolsun…. mekanı cennet olsun inşallah….
kardeşim başın saolsun yazını okumasak haberimiz olmıcak vala üzüldüm , cennet mekanı olsun , sevdiklerinin ömrü uzun ve sağlıklı olur inşallah ..
HÜNER
Ölüm güzel şey budur perdeler arkasından haber.
Hiç güzel olmasaydı,ölür müydü peygamber? sözünü hatırlamak ve baş sağlığı dileyip cenneti mekan olsun demek kalıyor dudaklarımızdan cıkan titrek harflerle…
ölümü yaşamak sevdiklerinin ölümünü görmekten daha mı kolaydır acaba. . . başınız sağolsun.