Parasız, Eşit ve Adil Eğitim Hakkı
4 04 2009Bir ülkenin can damarı, eğitim yuvaları, ilköğretiminden, üniversitesine, bu kadar acınacak haldeyse, elbette düşünülmesi, üzerinde kafaların yorulması mecburidir.
Hiçbir şekilde verim alınamayan eğitim sistemimiz, çökme noktasında yıllardır sayıp durmaktadır. Her ilde birkaç ilköğretim okulu, lise, birkaç vakıf ve devlet üniversitesi dışında, ne eğitim ne de bilim adına bir şeyler yapılmaktadır. Çarpık çurpuk siyasi örgütlenmeler, faşist saldırılar, uyuşturucu çeteleri, okul kavgaları, okulların; özellikle liselerin önlerinde duran polis ekip arabaları, yapılan yolsuzluklar, din kültürü derslerinin şeriatla bezenmiş olması, vs gibi sorunlar eğitime çalınmış kara leke değil de, eğitim; bunların üzerinde, okyanusta damla misali, beyaz bir “leke” olarak durmuyor mu sizce de?
Allah Allah nidalarıyla akranlarının üzerine koşan gencecik bireylerin bu hırsı nereden geliyor? Belki de hiçbir zaman olmayacağı, olmak istemeyeceği vizyonlara sokulan bu “gelecek” teminatları, saldırıdan, kandan neden bu kadar hoşlanıyor? Bunu kim empoze ediyor? Eğitime bile derin devleti karıştırabilmek, tertemiz beyinleri yıkayabilmek, bu ülkede en kolay yapılan işlerden birisi haline geldiyse -hem de devletin eğitim kurumlarında- bunu kim yapıyor, maşalar kim, amaç ne, araç ne?
Okulsuz, öğretmensiz, kitapsız, deftersiz yetişen milyonlarca ufacık çocuğun, ellerini pamuk tarlalarında, dağda, bayırda para kazanmak için kanatması, nasır tutması o ellerin, kimlerin eseri? Kimlerin amacı bu? Yapılan bu ayrım, daha annesinin rahmine düştüğü andan itibaren araya koyulan sınıfsal fark neden?
Bugün üniversitelerde silahlar çekiliyor, liselerde bıçaklar kalemden çok sayıda bulunuyorsa, birilerinin, kesinlikle bir yerde değil her yerde yanlış yaptığı, bu yanlışı bile isteye yaptığı gerçeği gözlerimizden kaçmıyor ve kaçmayacak da. Eğitimli halklar her zaman kendi doğru yolunu, mantığı rehber seçerek, bulmuştur, her zaman zekâsının ve düşüncelerinin baskısını hissettirmiştir. Otorite korkmuş ve her attığı adımda, halkın nefesinin sıcaklığını ensesinde duymuştur. Ancak eğitilmeyen halklar, her zaman kandırılmış, ezilmiş ve sonunda hep posası atılmış, sistemin getirdiği, düzenin getirdiği yeni bir sömürücü lidere her zaman sonsuz inanmış, aklını rafa kaldırmıştır. Sorgulamayı, eleştirmeyi günah saymış, ve çoğu zaman çoluğunun çocuğunun geleceğini her akşam kömür sobalarında yakmıştır, kimi zaman tarhanasına katmıştır, kimi zaman çayına şeker olarak atmıştır. Yoksulluğun, bu eziyetlerin yaratıcısı olduğunu anlayamamış ve hep ezilmeye mahkum bırakılmıştır.. Ne yazık ki suçlu; vicdanı, insafı, namusu eksik kişiliksizlerin, bitmek tükenmek bilmeyen ülke satma tutkularıdır.. Gelecek satma tutkularıdır.. Ruhlarını satma tutkularıdır..






Bir ülkeyi geriye götürmeyi düşünüyorsanız bunu eğitim sistemini aksatarak yapabilirsiniz. Ülkemizdeki bu sorunun nedeni dış kaynaklı da olabilir. Ancak kimi siyasetçilerin halkın cahil kalmasını istemesi, insanların düşünmelerini engellemesi her zaman işlerine gelmişdir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında çocuklar zorla okullara kayıt ettiriliyordu. Çocuklarını okula vermek istemeyen aileler cezalandırılıyordu. Çünkü kalkınmanın temelini eğitimin oluşturacağını herkes çok iyi biliyordu.
Çok önemli bir konu gerçekten. Duyarlılığından dolayı tebrik ederim.
“Onlar”dan olmamaya çalışmak; dürüstlük, ahlaklılık gibi pek çok başlığı içinde barındıran “iyi insan” başlığını hayatında mümkün olduğunca, tam anlamıyla uygulamaya çalışmak başlı başına radikal bir tavır niteliği kazanmış durumda.
Herkesin kırmızı ışıkta geçtiği bir ortamda birinin kırmızı ışıkta durmasının anormalleşmiş hale gelmesi ve kırmızı ışık yanınca duran insana garip garip bakılması gibi bir durum. Ama kimi zaman sadece garip garip bakılıyor, kimi zaman dışlanıyor, kimi zaman ise yaşatılmıyor, kırmızı ışıkta duran insanlar. Sadece azınlık olduğu için. Doğru ya da yanlış olmasının önemi yok. O insandan az sayıda olması önemli olan.
Çoğunluk kimler.. “Çoğunluk”un çoğunluğu da “azınlık olmaktan korktuğu için kolay olanı seçip kalabalığa karışmış insanlar”dan oluşuyor bence. Çoğunluğun kendi arasında yürüyen bir düzen, bir sistem var. Bunun ahlaklılığı sorgulanmıyor kendileri tarafından (ya da ‘derinlemesine’ sorgulanmıyor). Ya da adilliği falan sorgulanmıyor.. Kendi hayatlarını kurtarmak için başka hayatları ezip ezmediğini sorgulamaktan kaçınacak kadar korkuyorlar. Herkesin karşısına seçenekler çıkıyor: “Ya ‘onlar’dan olan annene babana karşı gelip sorgulayacaksın ya da çarkın içine buyuracaksın?”, “Ya yalan söyleyeceksin ya da işinden atılacaksın?”, “Anarşist olabilirsin ama askerliğini yaptıktan sonra? (tabii tabii) “, “Ya evden kaçacaksın ve çok çok şanslı olmadığın sürece ve çok çalışmadığın sürece sefil bir hayatın olacak ya da ailenin istediği kalıptan biri olacaksın” gibi bir sürü seçenek.. Ve doğru olanı seçmek, yanlış olan bir çoğunluğun içinde sürekli kendini dev gibi risklere atmayı gerektiriyor.
Her şeyin başlangıcı bireylerin yeterince cesur olmaması bence.
***
Daha çok uzun devam edilebilir de konuya yoğunlaşmaktan yoruldum şimdilik. Saat şu anda 3:30 olmuş. Uykum geldi.
Egemen;
teşekkür ederim. Bu politika yüzyıllardır halkları katletti, artık bir dur demek lazım, değil mi?
Moröküz;
yorumun için sağolasın. Ama genel olarak yoğunlaşamamışsın sanki, ben meseleyi çoğunluk-azınlık olarak ele almadım. Meselemiz eğitim ve eğitmeme. Toplumda kabul gören çoğu saçma meselelere yine savaş açmayı başarabilecek bir aralık yaratmışsın, helal sana.